İlişkilerimizde Zamanla Neden Sıkılıyoruz?

İstanbul Psikoloji Atölyesi > Genel > İlişkilerimizde Zamanla Neden Sıkılıyoruz?

Şimdi durup bir düşünelim ya da düşünüp duralım!

En baştan beri, bugüne nasıl olacağını belirlediğimiz, tırnaklarımızı kazıya kazıya geldiğimiz, sayısız hedeflerimiz vardı. Bu hedefler kimi zaman tuttu kimi zamanda kıl payı dediğimiz seviyede elimizden bir buz parçası gibi kayıp gitti. Ve biz onlara sadece uzaktan el sallayabildik!

Şuan elimizdekilere bakalım ve daha önceden sahip olamadığımız bir nesneyi nasıl ve ne zorluklarla sahip olduğumuzu düşünelim.

Bugün aslında toplumumuzda gördüğüm, en büyük sorun haline gelen sözcükten bahsetmek istiyorum.

Toplanın o halde topluluk!

“CANIM SIKILIYOR…”

O halde bu sözcüğü hem teleskopik hem de mikroskobik olarak inceleme vakti geldi. Bu pazar sabahı -tekrardan- can sıkıntısının nedenlerini ilişkilerimize uyarlayarak sizlere anlatmak istedim.

İlişkilerimiz her zaman istediğimiz sekanslarda gitmeyebilir hatta bıkkınlıktan dolayı mola verdiğimiz dönem bile olabilir.

Aslında, gerçekten bu durum yorulduğumuz için midir? Bu konuda evet diyenler yanılıyorlar, ilişkilerini bitirmek isteyenlerin en basit ve en yalan dolu sözleridir.

İnsanlar ilişkide ne istediklerini bilmedikleri için değil nasıl isteyeceklerini bilmediği için bugün “CANIM SIKILIYOR” diyorlar.

Peki, neden, Afrika’daki Himba kadının, “Canım sıkılıyor artık şehir hayatında yaşamalıyız!” dediğini gazetelerde ya da televizyonlarda görmüyoruz?

Beşer her yerde beşer! Neden arzu ve isteklerimizi bu kadar kontrolsüzce harcayabiliyoruz? Bedava olduğu için olabilir mi?

Ben parmağımı kaldırdım bile sizin yerinize.

Arzu ve isteklerin “yeterince” doyuramadığı bir çağda değil de “daha çok” doyurmadığı bir çağa geldik.

Anlaşılan isteklerimizin bu kadarda ışık hızında olması “ÇOK SIKILDIM.” demek için yeterli.

Nerede keyif alınarak yapılan haz ve tutkular? Nerede heyecan? Nerede meraklı bekleyişler? Biz yetişkinlerin yaptığı hatalar bitmeyecek anlaşılan. Önemli olan çocuklarımız. Biraz da onların furyadan etkilenişini konuşalım.

Çocukları, bu tutum ve davranışları hakkında suçlamak doğru değil. Sizlere, kısa bir zaman önce konuyla alakalı bulunduğum bir tespitimden bahsetmek istiyorum.

Kadınların, artan eğitim düzeyi ile birlikte iş hayatına girmeleri ve bunun sonucunda çocuklara verilen değer ve öz bakımın azalması hakkında oldu bu tespit.

En sık kullandığımız sosyal ağ İnstagramda yaptığım anketler de bu durumu onayladı bile. Çocuklar kimi zaman hatalarımızı örtbas etmek için sessiz kalmayı tercih ederler.

Artan iş temposundan ve geçim sıkıntısından ötürü eve dönülen geç saatlerde, çocuklarımıza “Kaliteli Anne –Babalık” adı altında -sırf geçiştirmek adına aldığımız- basit bir oyuncak ya da çikolatanın sonucu da “ÇOK SIKILDIM.” olabiliyor.

Ya da onlar için sene sonunda planladığımız ve akabinde yanık tenlerle sadece onay almak için sorduğumuz o soru; “Tatil nasıldı?”

Ve kısa bir süre sonra belki de tatil dönüşü aracınızdan daha inmeden çocuklarda öfke dolu bakışlar ve çevreyi süzmeler başlar. Yaşadığı travmalar ona öğretmiştir ki yine yatağına tek başına girecek ve öz bakımını yine kendisi üstlenecektir. Siz ona bu öfke dolu bakışların nedenini sorduğunuzda vereceği tek bir cevap vardır.

ÇOK SIKILDIM.”

Bu sefer o da sizi değersizleştirmiş, yaptığınız onca şeyi kocaman bir sıfır olarak göstermiştir. Ne acı değil mi?

Yaşanılan sayısız haz ve tutkular gösteriyor ki sadece doyumsuzluğu da etkilemiyor. Bazen insanlar, değersiz hissettiklerinde karşı tarafı da aynı bu şekilde değersizleştirebiliyorlar. Hatta bu beklemediğimiz en yakınımız bile olabiliyor. O halde çok sıkıldım dememek için ne kendimizi ne de başkasını değersizleştirmeyelim. Değersizleştireceğimiz tek şey acılarımızdan kurtulmak için yaptığımız ağız dolusu kahkahalarımız olsun.

Olsun mu?

Olsun.