İstanbul Psikoloji Atölyesi > Genel > Aşkın Psiko-Kimyası

İnsanoğlunun bilme ve kendini anlama çabası çağlar boyu devam etmektedir. Bu bilme ve anlama arayışı sonucunda devamlı olarak aradığı yegâne şey aslında “Ben” kavramıdır. Ben ne olacağım? Ben nereden geldim? Nereye gidiyorum? Daha sonra insanlar ile etkileşime girer ve kendini bulma çabasında bir adım daha atar. Yalnız bu adımları atarken pek de sağlam adımlar atamaz. İnsan kendisini tam buldum, derken aslında yolun yarısına gelmemiştir bile…  

Bu bulma ve anlama arayışını en sonunda aşk dediğimiz göz yanılması ile devam ettirir. Evet evet, göz yanılması yanlış duymadınız!

Çünkü aşk dediğimiz şey tamamen karşımızda görmek istediğimiz özelliklerin bütünüdür. Dolayısıyla aşk tamamen bütüncül olmasıyla aşk adını almıştır. Aşkı, şöyle tanımlayabilirim.

Bir kadının kendisinde görmek istediği erkeksi yani maskülen özellikleri karşısındaki kişide araması. Erkek için de tam tersi olan feminen tarafını bilme ve anlama çabasıdır. Hem de eksiksiz ve kusursuz bir şekilde diyebilirim. Farkındaysanız yine burada incede olsa bir bencillik görüyoruz.

Peki neden görmek istediğimiz “Beni” görmek isteriz? “Çünkü insan insanın kurdudur.”demiştir Hobbes.

Temelde insanı en çok rahatsız eden durum karşısındakinin kendisiyle olan benzerliğidir aslında. Bu insana acı ve korku verir. Çünkü kendisi kadar acımasız bir bireyi görmek istemez karşısında. İnsan bu durumu kabul edemez ve oradan en kısa sürede uzaklaşmaya çalışır. Aslında sosyal toplumda da hepimizin bildiği normlar vardır.

“İkinizde aynı karaktersiniz, o yüzden anlaşamazsınız.” derler. Bu durum, “Aşkın kimyasına aykırıdır.” diye düşünülür.

Yazdığım birçok makalemde ve denemelerimde hepsinin hayatımda gördüğüm, yaşadığım anılarımdan ibaret olması galiba beni size, sizi de bana bu kadar çok bağlayan bir neden oldu. Şimdi ise aşkın süresi ile alakalı bir bilgi vermek istiyorum.

Yine klinik gözlemlerim sonucudur. Tanışmak, görüşmek ve birlikte olduktan sonra geçirilen süre sonunda en başta da dediğim gibi göz yanılması (aşk) üzgünüm ki sadece 6 ay gibi kısa bir süre sonunda bitmektedir.

Bu süreç herkeste böyle mi işler? En azından gördüğüm ve çalıştığım insanların  %80 inde bu durumu gözlemledim, diyebilirim. Daha sonraki süreçte salgılanan endorfin hormonu ile güven, içtenlik ve sevgi devreye giriyor. Aslında birlikteliğimiz artık bu üçgenin etrafında dönüyor.

Kötü haber ise şu; Aşk bitti. Artık aşık değilsiniz.

Ardından devam eden hormonumuz ise oksitosin hormonudur. Bu hormon ile artık günümüz ilişkilerinin en büyük problemi olan ve birçok yazımda da yer verdiğim güven, sadakat devreye giriyor. Sözüm meclisten içeri olsun o halde. Kimilerinde bu hormon asla ve asla salgılanmıyor bile. Bırakın salgılanmayı önünden bile geçmiyor.

Oksitosin hormonu bir tek çiftlerde ya da sevgililerde salgılanmıyor. Bu hormon annenin çocuğuna karşı beslediği güven ve sadakat için de önemlidir. Bununda özellikle altını kırmızı kalem ile çizmek istiyorum. Çocuğun anneye karşı güvenli bağlanması bu noktada çok önemlidir.

Aşkın kimyası ve aşkın psikolojisi derken yine size yazacaklarımın bir kısmını daha kaleme almadan burada bitiriyorum.

Aşk hormonun bol salgılandığı yaşamınız olması dileğiyle sevgi ile kalın…